Çocuk Adalet Sistemi

Çocuk Adalet Sistemi

Halen Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülmekte olan "Çocuk Adalet Sistemi" üzerinde değişiklikler yapmayı öngören yasa teklifi hakkında Yargıçlar Sendikası'nın görüşlerini bildirme zorunluluğu doğmuştur. Söz konusu teklifte; özellikle son dönemde çocuklar tarafından gerçekleştirilen ağır şiddet olayları, bıçaklı ve silahlı saldırılar, akran zorbalığının suç boyutuna ulaşan örnekleri ile ölüm ve ağır yaralanma ile sonuçlanan vakaların meselenin vahametini daha da artırdığı; bazı suç çevreleri ile örgütlü yapıların çocukları kendi faaliyetlerinde kullanmaya yöneldiği, çocukların hukuki statülerinden kaynaklanan koruma mekanizmalarının bir istismar alanına dönüştürülmeye çalışıldığı vurgulanmakta; çocuk adalet sistemindeki mevcut bazı uygulamaların zaman zaman bir cezasızlık algısının oluşmasına neden olduğu değerlendirilmektedir. Bu bağlamda;  5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 31. maddesinde yaş küçüklüğüne ilişkin öngörülen hapis cezalarının alt ve üst sınırlarının artırılmasına yönelik düzenleme yapılmasının düşünüldüğü,  Kasten öldürme ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış yaralama suçlarını işleyen çocuklar bakımından hâkime takdir yetkisi verilerek, 12-15 yaş grubundaki çocuklar hakkında 15-18 yaş grubundaki çocuklara uygulanacak ceza indirim oranlarının uygulanmasının; 15-18 yaş grubundaki çocuklar bakımından ise yetişkinlere ilişkin hükümlerin uygulanmasının önünün açılmaya çalışıldığı,  15-18 yaş arasındaki çocukların suçta kullanılmalarını önlemek ve caydırıcılığı sağlamak amacıyla eylemlerinin tekerrüre esas alınmasına yönelik düzenleme yapılmakta olduğu,  Çocukların tekrar suç işlemesinin önlenmesi ve sosyal hayata sağlıklı biçimde uyumunun sağlanması amacıyla infaz sisteminin etkinliğinin artırılmasının hedeflendiği belirtilerek; yapılacak değişiklikle çocuk hükümlülerin hapis cezalarının doğrudan çocuk eğitimevlerinde infaz edilmesi yerine infaza çocuk kapalı ceza infaz kurumlarında başlanmasına ve iyi hâlli olduğunun tespit edilmesi hâlinde eğitimevlerine ayrılmasına imkân veren düzenleme yapılmasının öngörüldüğü görülmektedir. Söz konusu yasa teklifinin, Türkiye'de Avrupa ve dünya standartlarına ulaştırılmaya çalışılan çocuk adalet sisteminde on yıllardır elde edilen kazanımları önemli ölçüde ortadan kaldırmaya yönelik olduğu kanaatini başlangıçta belirtmek suretiyle değerlendirmelerimizi sunacağız. Avrupa'da çocuk adalet sistemi, cezalandırmadan ziyade çocuğun yüksek yararı, ıslah (rehabilitasyon) ve topluma kazandırılması ilkeleri üzerine kuruludur. Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme, BM Genel Kurulu tarafından 29 Kasım 1985 tarihinde kabul edilen ve çocuk adalet sisteminin uygulanmasına yönelik uluslararası asgari standartları belirleyen Birleşmiş Milletler Pekin Kuralları, 14 Aralık 1990 tarihinde BM Genel Kurulu tarafından kabul edilen ve çocuk suçluluğunu önleme amacıyla hazırlanan Birleşmiş Milletler Riyad Kuralları, kısaca "Havana Kuralları" olarak adlandırılan "Özgürlüğünden Yoksun Bırakılmış Çocukların Korunmasına İlişkin Birleşmiş Milletler Kuralları" ile Avrupa Konseyi standartları uyarınca, 18 yaşına kadar olan bireylere yetişkinlerden tamamen farklı bir hukuk rejimi uygulanmaktadır. Bu düzenlemelere göre, 18 yaşına kadar olan çocuklara yönelik temel cezalandırma ve ıslah yöntemleri şunlardır:  Alternatif çözüm yöntemleri (uzlaştırma, soruşturma aşamasında çocuğa ve ailesine resmî ihtarda bulunma gibi),  Toplum temelli tedbirler ve ıslah yöntemleri (kamu yararına çalışma, eğitim ve tedavi programları, denetimli serbestlik, tazminat ve onarım gibi). Bu tedbirlerin yeterli olmayacağının değerlendirildiği insan öldürme, cinsel saldırı ve yağma gibi daha ağır suçlarda ise son çare ilkesi gözetilerek, yetişkinlere göre çok daha kısa süreli özgürlüğü kısıtlayıcı tedbirler uygulanmaktadır. Açık ya da yarı açık kurumlarda infaz edilen bu tedbirler kapsamında çocuklar eğitimlerine devam edebilmekte, hafta sonlarında aileleriyle görüşebilmektedir. Çocuk tutukevleri ise yetişkin cezaevlerinden tamamen ayrı, koğuş sisteminin bulunmadığı, psikolog ve eğitmen kadrolarının yoğun olduğu ıslah kurumlarıdır. Bu kurumlarda odak noktası ceza değil, eğitimdir. Bu konularda İskandinavya, Fransa ve Almanya modelleri örnek alınabilecek uygulamalar olarak öne çıkmaktadır. BU BAĞLAMDA; Teklifin 2. maddesi ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 31. maddesinde yapılması öngörülen, Teklifin 6. maddesi ile 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 11. maddesinde yapılması öngörülen, Teklifin 7. maddesi ile çocukların kapalı infaz kurumlarına iade edilmelerine ilişkin yapılması öngörülen, Teklifin 8. maddesi ile 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'un 107/5. maddesinde çocuklara verilen cezaların, 18 yaşından büyükler hakkında uygulanan infaz rejimiyle aynı hâle getirilmesini amaçlayan değişikliklerin; son yıllarda kamuoyuna yansıyan ve herkesi derinden yaralayan çocuk suçları ile okullarda meydana gelen ağır şiddet olayları gibi kamuoyunu meşgul eden ve rahatsız eden bazı olaylardan kaynaklandığı anlaşılmaktadır. Söz konusu ve benzeri şiddet olaylarının ne denli üzücü ve kaygı verici olduğu tartışmasızdır. Ancak bu olayların doğrudan failleri çocuklar olmakla birlikte; asıl sorumluluğun çocukların yetiştirildikleri ortamlar, aileler, ailelerin içinde bulunduğu toplumsal yapı, ekonomik yetersizlik ve eşitsizlik, modern eğitim sisteminden uzaklaşılması, evrensel değerler yerine hurafelerin ve toplum baskısının egemen hâle gelmesine göz yuman yönetim anlayışı olduğu gerçeğini ortadan kaldırmamaktadır. Cezaların artırılması ya da infaz yöntemlerinin ağırlaştırılması suretiyle toplumun ıslah edilemeyeceği, çağdaş ceza hukuku anlayışında artık kabul edilmiş bir gerçektir. Öte yandan; teklifte yer alan, belirli suçları işleyen 15-18 yaş grubundaki çocuklar hakkında yaş indiriminin uygulanmayabilmesi, 12-15 yaş grubundaki çocuklara ise bir üst yaş grubuna ilişkin ceza rejiminin uygulanabilmesi konusunda hâkime takdir yetkisi tanınmasını öngören düzenleme, suç ve cezada kanunilik ilkesini de açıkça ihlal etmektedir. Anayasamızın 41. maddesi, devlete aileyi ve çocuğu koruma ve buna ilişkin gerekli tedbirleri alma yükümlülüğü yüklemektedir. Türkiye'nin de taraf olduğu Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme hükümleri de dikkate alındığında; yukarıda alıntılanan ve değerlendirilen değişikliklerin kapsam, içerik ve uygulama bakımından; Türk Ceza Kanunu'nun 2. maddesinde düzenlenen kanunilik ilkesine, Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme hükümlerine ve Anayasa'nın 38. ve 41. maddelerine aykırı olduğu, çocuk adalet sistemini tartışmasız biçimde geriye götürecek nitelikte hükümler içerdiği açıktır. Bu nedenle Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni, söz konusu teklifin yasalaşmasının önüne geçmeye çağırıyoruz.

YARGIÇLAR SENDİKASI