YARGI KAMUOYUNA ÇAĞRIMIZDIR

YARGI KAMUOYUNA ÇAĞRIMIZDIR

YARGI KAMUOYUNA ÇAĞRIMIZDIR

      Anayasa Mahkemesinin, seçilmiş bir milletvekilinin bireysel başvurusu üzerine verdiği ihlal kararının gereklerinin yerine getirilme sürecindeki yargısal uygulamalar, yargının bağımsızlık ve tarafsızlık nitelikleri üzerinde toplumsal bir tartışmanın konusu olmuştur. 

    Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile taraf devletlerin yargı yetkisini kabul ettiği Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarının; sözleşmenin konusu hak ve özgürlüklerin kapsamı ve sınırlanmasının sınırlarına ilişkin ulusal hukukumuza “iyileştirici” etkilerinin ulusal düzeyde yaşama geçirilmesi, hak ve özgürlüklerinin ihlal edilmesinin önlenmesi ve tam ve etkin bir hukuksal koruma görmesi  bakımından Anayasa Mahkememiz “bireysel başvuru” yoluyla en üst düzeyde yargısal denetim organı kılınmıştır. Anayasamızın 148. maddesine 2010 yılı değişiklikleri ile eklenen 3. fıkrayla “Herkes, Anayasada güvence altına alınmış temel hak ve özgürlüklerinden, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi kapsamındaki herhangi birinin kamu gücü tarafından, ihlal edildiği iddiasıyla Anayasa Mahkemesine başvurabilir” ve 153. maddesinin son fıkrası uyarınca;  bu kapsamdaki kararları dahil  Anayasa Mahkemesinin kararları “yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzel kişileri bağlar”.

    Anayasa Mahkemesi şimdi değil; benzer durumlara ilişkin olarak yapılmış başvurulara ilişkin olarak verdiği süregelen yerleşik kararlarında; Anayasamızın 83. maddesinin 2. fıkrasında seçilmiş milletvekillerinin yasama dokunulmazlığından yararlanamamasının koşulları arasında saydığı “seçimden önce soruşturmasına başlanılmış olmak kaydıyla Anayasanın 14. maddesindeki durumlar” bakımından; derece Mahkemelerinin doğrudan uygulayarak yargılamayı sürdürmelerine esas aldığı 14. maddesinin 1. fıkrasının içerdiği “Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve lâik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz” kuralının; Anayasamızın temel haklar kısmında yer alan 67. maddesinde koruma gören “seçme ve seçilme ve siyasi faaliyetlerde bulunma hakkının” sınırlanması bakımından, Anayasamızın 13. maddesinde aranan “yasallık” ilkesinin  gerektirdiği  “belirlilik ve öngörülebilirlik” koşullarını sağlamadığına karar vermiştir. Bu konuda yasama organının yetkili olduğunu işaret etmiş ve bu boşluğun yargı organlarının içtihatları ile doldurulmasının, yasallık ilkesinin gerektirdiği belirlilik ve öngörülebilirlik koşullarını sağlayamayacağı değerlendirmesi ile yasama organı tarafından çıkarılacak bir yasa ile 14. maddenin konusu suçların açıkça belirlenmesini gerektiğini de değerlendirmiştir. Kararlarında; temel hak ve özgürlüklerin sınırlanması bakımından özgürlüklerin geniş tutulması gerektiğine ilişkin özgürlükler hukuku  ilkesini de işaret ederek;  seçme seçilme ve siyasi faaliyetlerde bulunma hakkının yasa ile düzenlenmesinin anayasal bir zorunluluk olduğunu ve yargı yerlerinin yasamanın yarattığı boşluğu hak ve özgürlüğü sınırlayıcı içtihatlarla doldurmasının güçler ayrılığı ilkesinin gereği kabul edilemeyeceğini de açıkça belirtmiştir.

Yaşanan hukuksal sürece ilişkin usul ve maddi hukuk kurallarını uygulama becerileri bakımından; süreç içinde verilen kararların değerlendirmesini yapmayı öğreti ve kamuoyuna bırakıyoruz. Yargısal süreçte mahkemelerce verilen kararların “saygıdeğer” bulunup bulunmayacağı tartışmaya konu edilebilir olmakla birlikte; sürecin sonunda hukuksal olarak kesin, bağlayıcı “geçerli” kararın duraksamasız  olarak Anayasa Mahkememizin kararı olduğu açıktır. Hukuk düzenimiz içinde temel hak ve özgürlüklerin kapsam ve sınırlanması bakımından yargısal, bağlayıcı ve  kesin karar verme yetkisi ile donatılmış Anayasa Mahkemesinin yerleşik ve istikrarlı kararlarına karşın; yerel Mahkemelerin içtihatların gereği hak ihlallerini önleyecek yargısal uygulamaları benimsememesi ülkemizde yargı bağımsızlığına yönelik ciddi şüphelere ve tartışmalara neden olmaktadır.

Şüphesiz; adalet hukuk aracılığıyla bağımsız ve tarafsız yargıçlar tarafından tesis edilecektir. Bunun için salt yasa ile kurulmuş mahkemelerin ve normlarla bağımsız olduğu belirtilmiş yargıçların ve hukukun alt yapısı olarak yasama tarafından çıkarılmış yasaların şeklen varlığının yeterli olmadığı açıktır. Özellikle mahkemelerin bağımsızlığı bakımından; yargıçların hangi temel ölçütlerle ve nasıl atandığı da çok önemlidir.

Ülkemizde, mevcut yargı yönetimi modeli yargıçların katılımını dışlayan ve yürütme ve yasama aracılığıyla seçilmiş üyelerden oluşmuş bir kurul öngörmektedir. Tabi ki başka türlü işlemesi olanağı olmakla birlikte; bugün deneyimlerimiz işleyişin yargıçların bağımsızlığı ve tarafsızlığı ile mesleki özgüvenlerini destekleyen kıdem ve liyakat ilkelerinin benimsendiği bir işleyişi görememektedir. Aksine, yargıç kimliği ile asla açıklanamayacak olan bağlılık ve itaat kültürü yargı yönetimine egemen kılınmaya çalışılmaktadır.

Yargıçlar Sendikası olarak; 

Yürütmenin ve özelikle siyasal iktidarın etkisi altında yargı görüntüsünün dayanağı yargısal uygulamalardan derin bir üzüntü duyduğumuzu kamuoyuyla paylaşmayı gerekli görüyoruz.

Ancak, ülkemizde hukuk aracılığıyla toplumun adalet gereksinimini karşılamada hukukun üstünlüğüne inanarak, tam bir tarafsızlık içinde ve her türlü baskıya direnerek büyük bir özveri ile mesleklerinin toplumumuzdaki saygınlığı ile yetinerek tam bir kanaatkarlık, mesleki özgüven ve toplumsal sorumluluk anlayışı içinde  yargısal görevlerini yerine getiren meslektaşlarımızın çoğunlukta olduğunun bilinmesini de istiyoruz.

Siyasal sorumlulukları bulunan yürütme görevini üstlenmiş kişi ve kurumların; yargılama süreçlerine müdahale görüntüsü veren ve her durumda verilen kararların nesnel bir yargılama ile hukuksal gereklerle verildiği yolunda duraksamalara neden olacak açıklamalardan kaçınmalarını bekliyoruz. Tüm anayasal organların temsilcilerini; anayasal demokrasimizin temellendiği güçler ayrılığı ilkesinin gerektirdiği özene uygun davranmalarını ve yargı organı ile aralarındaki medeni işbölümünün gerektirdiği ülkemizde hukukun sınırlarının mahkemelerce belirleneceğine yönelik anayasal gerçeğin gerektirdiği hassasiyeti göstermelerini bekliyoruz.

Mahkemelerin bağımsızlığının temel öncülü olarak, yargıç ve savcıların seçimi ve atanmaları bakımından; her türlü kayırmacı, dışlayıcı ve toplumda yandaş yargı algısı doğuran uygulamalardan vazgeçilmesini, mesleki gerekler ve adalet hizmetinin tatmin edici bir biçimde karşılanmasındaki kamu yararı amacı gözönünde bulundurularak seçimlerin yapılması ve atamalarda kıdem ve liyakat gibi uygulanması kolay ve nesnel ilkelerin esas alınması gerektiğine inanıyoruz.

Olup bitene kayıtsız kalmanın, giderek otoriterleşen yönetim anlayışının meşruiyet kaynağı ve işbirlikçisi yargı görüntüsünün, bu durumun gerçek olması kadar ağır sonuçları olacağı; ulusumuzun hukuka olan inanç ve bağlılığını azaltacağı, hukukdışı arayışları çoğaltacağı, giderek anayasamızın hedeflediği açık, katılımcı, çoğulcu ve  hoşgörüye dayalı demokratik toplum düzenini tehlikeye düşüreceği görülmelidir. 

Yaşanan süreç içinde verilen kararların değerlendirmesini yapmayı öğreti ve kamuoyuna bırakmayı; hukuk uygulamacıları olarak benzer süreçlerin adaleti kurma görevi bulunan yargıç ve savcıların bağımsızlık ve tarafsızlık gereksinimine yönelik sonuçları ile ilgilenmeyi gerekli buluyoruz

Yargının yegane hedefi, evrensel ilkelerden beslenen, üst norm ve kuralları kapsayan hukukun gerçekleşmesine olanak tanıyan bir tutum ve karar mekanizması ile adaletin tesisidir. 

Toplum gündemini meşgul ettiği haliyle alınan kararlar;  yargının toplum bakımından güvenilirliğini, saygınlığını büyük oranda zedelemektedir.

Yargı, tarafsızlık ve bağımsızlığı ile anayasal konumunu belirleyen Anayasa hükümlerini anımsamalı, varlık nedeni olan hukuk ile kavgayı bir kenara bırakarak; derhal hukuk devletinin gerektirdiği ilke, amaç ve hedeflerine yönelmelidir. İç hukuk ve ulusüstü düzenlemelerin bolca imkan tanıdığı ortamda yapılması gereken, hukuk ve adalete iman etmek, yürütme ve idare ekseninden uzaklaşmaktır.

 Temel metin olan Anayasanın tarif ve ifadesi, hukuk devleti idealine dair olup, benimsenen ulusüstü metin ve kurallar da bu toplumun yargısının tarihte kötü örnekleri görülen totaliter yönetimlerin işbirlikçi yargısına dönüşmesine olanak tanımamaktadır. Yargı, tüm bu hukuki metinler ile geniş bir tarihsel ard alana sahip hukuk ilkelerine yeniden var gücüyle bağlanmalıdır. Ancak bu yolla toplum; güçlerin dengelendiği, barışın tesis edildiği ve adaletin can bulduğu bir yaşam alanına kavuşabilir. 

Gelinen yol ayrımında daha fazla zarar görmeden, uçurumun ve yaratabileceği tehlikelerin farkında olarak derhal hukuk ve adalet hedefine yönelmiş, tarihin karanlık dehlizlerine terk edilmiş yürütme güdümlü yargı modellerinden uzaklaşmış, toplumun adalet gereksinimine yanıt verebilecek bir yargının tesisi için hep birlikte mücadele etmeliyiz.

Birlikte başarıya ulaşma temennisi ile

Yargı kamuoyuna saygıyla duyurulur.

YARGIÇLAR SENDİKASI YÖNETİM KURULU